50 yaş üstü her 7 kişiden 1’i diyabetli, 3 kişiden 1’i ise diyabet sınırında. Erken fark edilince yönetimi kolay ama geç fark edilen diyabet damarları, böbrekleri ve gözleri vuruyor. Gizli şeker yıllarca belirti vermeden ilerleyebilir. Düzenli testlerle erken tanı koymak ve yaşam tarzı değişikliklerini başlatmak, diyabetin en yıkıcı etkilerini önleyebilir.
Diyabet artık çağımızın en sessiz salgını olarak kabul ediliyor. Dünya genelinde 500 milyonun üzerinde insan bu hastalıkla yaşıyor ve bu sayının 2030’a kadar 700 milyona ulaşması bekleniyor. Türkiye’de ise tablo daha da çarpıcı. Ulusal Diyabet Programı verilerine göre her yedi yetişkinden biri diyabet tanısı almış durumda. Üstelik bu sayının en az bir o kadarı da henüz tanı konmamış gizli diyabet vakalarından oluşuyor.
Diyabetin yönetimi erken tanı ile mümkün. Araştırmalar, düzenli hareket ve sağlıklı beslenmenin diyabet riskini yüzde 50 oranında azaltabildiğini gösteriyor. Günde en az 30 dakika tempolu yürüyüş, işlenmiş gıdalardan uzak durmak, lif ve protein ağırlıklı tabaklar ve düzenli uyku diyabetle mücadelede en güçlü silahlar arasında yer alıyor.
Prediyabet dönemi ise en çok göz ardı edilen evre. Diyabet, aniden ortaya çıkan bir hastalık değil. Yıllarca ‘prediyabet’ dediğimiz ara dönemde sinsice ilerliyor. Bu evrede kan şekeri normalin biraz üzerinde ancak henüz diyabet tanısı koyacak kadar yüksek değil. Erken fark edilirse alınacak basit önlemlerle diyabeti geciktirmek hatta tamamen önlemek mümkün. Ancak düzenli kontroller yapılmadığında bu dönem gözden kaçıyor ve hastalık hızla ilerliyor.
50 yaş üstündeki bireylerin yılda en az bir kez açlık kan şekeri ve HbA1c testi yaptırması gerekiyor. Diyabeti yönetmek, diyabetin sonuçlarıyla uğraşmaktan çok daha kolay.
Bugün atılabilecek üç basit adım ise şöyle sıralanıyor: Bir sağlık merkezinde açlık kan şekeri ve HbA1c testi yaptırmak, günlük 30 dakikalık yürüyüş programına başlamak ve sofradan rafine şekeri çıkarmak.
Diyabetin en büyük tuzağı, yıllarca belirti vermeden ilerlemesidir. Hafif yorgunluk, sık idrara çıkma, kesilmeyen açlık hissi veya iyileşmeyen yaralar genellikle göz ardı ediliyor. Oysa bu belirtiler başladığında damarlar, sinirler ve organlar çoktan zarar görmeye başlamış oluyor.
Tip 2 diyabet sadece kan şekeri yüksekliğiyle sınırlı bir tablo değildir. Yüksek şeker, zamanla vücuttaki tüm damar sistemini yıpratır ve pek çok organa hasar verir.
Kalp ve damar sağlığı en çok etkilenen alanlardan biridir. Diyabet, kalp krizi ve inme riskini ciddi oranda artırır. Her üç kalp krizi vakasından birinde diyabet geçmişi bulunur.
Böbrekler ise uzun süre kontrolsüz kalan kan şekeri nedeniyle işlevini yitirir ve diyalize kadar giden böbrek yetmezliği tablosu gelişebilir.
Gözler de diyabetin hedefinde yer alır. Diyabetik retinopati, görme kaybının en önemli nedenlerinden biridir. Bu yüzden düzenli göz muayenesi, kalıcı hasarı önlemede kritik öneme sahiptir.
Sinir sistemi de yüksek şekerden zarar görür. El ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve his kaybı, sinir uçlarında başlayan hasarın ilk belirtileridir. Bu durum ilerlediğinde yürümeyi bile zorlaştırabilir.
Diyabeti erken fark edip kontrol altına almak, damarları, böbrekleri, gözleri ve sinir sistemini korumanın ilk adımıdır.
Yarınki bölümde diyabet dostu tabaklar, glisemik yük kavramı, 50 yaş üstü için pratik öneriler ve örnek menüler yer alacak.