Şekerli içeceklerin sağlık üzerindeki etkilerini araştıran yeni çalışma, mide kanseriyle olası bağlantıya ilişkin dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Gastro Hep Advances adlı akademik dergide yayımlanan araştırmada yaklaşık 112 bin kişinin uzun yıllara yayılan sağlık ve yaşam tarzı verileri incelendi. Katılımcılar arasında 278 mide kanseri vakasının tespit edildiği aktarılırken günde en az porsiyon şekerli içecek tüketen kişilerde mide kanseri görülme riskinin, ayda porsiyondan daha az tüketenlere kıyasla yaklaşık 2 kat yüksek olduğu belirlendi. Kadın katılımcılarda ise günde porsiyondan fazla meyveli kokteyl, limonata veya spor içeceği tüketiminin nadir tüketime kıyasla yaklaşık 3 kat yüksek riskle ilişkili olduğu bildirildi. Araştırmacılar, elde edilen sonuçların şekerli içeceklerin doğrudan mide kanserine yol açtığını kanıtlamadığının altını çiziyor. Çalışma gözlemsel yapıda olduğu için yalnızca tüketim ile hastalık arasındaki istatistiksel bağlantıyı gösteriyor. Bulguların farklı araştırmalarla doğrulanması ve söz konusu ilişkinin arkasındaki mekanizmaların daha ayrıntılı incelenmesi gerektiği belirtiliyor.
Fruktoz İle Mide Kanseri Arasındaki İlişki İncelendi
Araştırmada katılımcıların tükettiği şekerli içeceklerde öne çıkan tatlandırıcının fruktoz olduğu aktarıldı. Fruktoz tüketiminin mide kanseri görülme sıklığındaki artışla ilişkili bulunduğu bildirildi.
Yapay tatlandırıcı içeren düşük kalorili gazlı içeceklerde ise daha yüksek tüketim ile mide kanseri görülme sıklığındaki artış arasında benzer bağlantıya rastlanmadığı kaydedildi.
Araştırmanın yazarlarından Andrew Chan, çalışmanın ABD nüfusunda şekerli içecek tüketimi ile mide kanseri arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk araştırma olduğunu ifade etti. Bulguların hem kadınlarda hem erkeklerde gözlendiği aktarıldı.
Araştırmacılar Nedensellik Konusunda Uyardı
Mide kanseri açısından bilinen risk etkenlerinden Helicobacter pylori enfeksiyonu da araştırmada değerlendirildi. 940 katılımcının yer aldığı alt gruptaki incelemede şekerli içecek tüketimi ile H. pylori enfeksiyonu arasında bağlantı tespit edilmedi.
Araştırmacılar çalışmanın bazı sınırlılıklarının bulunduğunu belirtti. Katılımcıların H. pylori durumu ve ailelerindeki mide kanseri geçmişi hakkında sınırlı veriye ulaşılması söz konusu noktalar arasında gösterildi. Katılımcıların çoğunun beyaz olması da farklı etnik gruplar arasındaki sonuçların ayrıntılı değerlendirilmesini kısıtladı.
Çalışmanın gözlemsel olması nedeniyle şekerli içeceklerin mide kanserine doğrudan neden olduğu söylenemiyor. Araştırmacılar elde edilen bağlantının doğrulanması ve olası biyolojik mekanizmaların anlaşılması için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç bulunduğunu belirtiyor.