ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde İran’daki üç nükleer tesise düzenlenen hava saldırısı kararını, golf oynarken gelen bir telefonla aldı. B-2 bombardıman uçaklarının katıldığı bu operasyonun detayları, The Wall Street Journal tarafından kamuoyuna aktarıldı.
Trump, New Jersey’deki golf kulübünde bulunduğu sırada Savunma Bakanı Pete Hegseth’ten gelen telefonla hızlıca başkanlık helikopteri Marine One’a bindi. Hegseth, İran’ın vurulması için onay bekliyordu. Trump, operasyon için "yeşil ışık" yaktı ve saatler sonra ABD uçakları, Fordo, Natanz ve İsfahan’daki nükleer tesisleri hedef aldı.
Beyaz Saray’a yakın kaynaklar, Başkan’ın bu kararı alırken son dönemde İran’la yürütülen diplomatik görüşmelerin etkisiz kalmasından dolayı hayal kırıklığı yaşadığını belirtti. ABD Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da İran’ın "oyalama taktikleri" kullandığını raporladı. Bu gelişmeler, Trump’ın saldırıya ikna olmasında etkili oldu.
Saldırı öncesinde yapılan gizli toplantılarda, İran’ın hava savunmasının zayıf noktaları değerlendirildi. Ayrıca bazı uçaklar dikkat dağıtmak için farklı bölgelere yönlendirildi. Operasyon, İranlı yetkililerin hazırlıksız yakalandığı düşünülerek planlandı.
Bu kritik karar, iç siyasette de yankı uyandırdı. Bazı Cumhuriyetçiler Trump’ın hamlesini "ABD’nin itibarı için gerekli bir adım" olarak görürken, bazı muhafazakâr isimler ve Demokratlar, saldırının Kongre onayı olmadan yapılmasını eleştirdi. Demokrat Senatör Adam Schiff, İran’ın nükleer silah geliştirdiğine dair kanıt görmediklerini belirtti.
Trump’ın danışmanları, operasyonun “Önce Amerika” vizyonuyla uyumlu olduğunu savunarak kamuoyunu ikna etmeye çalışıyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise saldırının gerekçesini “Ezici güçle yanıt vereceğiz” sözleriyle ifade etti.
Trump’ın geçtiğimiz günlerde “Rejim değişikliği istemiyoruz” açıklamasına rağmen, Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda İran’da yönetim değişikliğine açık olduğunu da ima etmesi dikkat çekti.
Trump, 2016 kampanyasında savaş karşıtı bir duruş sergilemiş, 2024 sürecinde de dış müdahalelere karşı eleştirel bir çizgide yer almıştı. Ancak son gelişmeler, dış politikanın yeniden başkanlık döneminin merkezine yerleştiğini gösteriyor.