ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken, bölgesel dengelere ilişkin değerlendirmeler de artıyor. Son günlerde özellikle Washington’un planı, İran yönetiminin tutumu ve bölge ülkelerinin pozisyonu üzerine dikkat çeken analizler yapılıyor. ABD’nin saldırı öncesinde 1-6 Mart tarih aralığını işaret ettiği ve askeri seçeneğin masada olduğu yönünde değerlendirmeler dile getiriliyor. Cenevre’de gerçekleştirilen son tur görüşmelerde tarafların teknik düzeyde devam kararı aldığı, zenginleştirilmiş uranyumun tasfiyesi konusunda uzlaşma sağlanamadığı belirtiliyor. Bu nedenle Tahran yönetiminin saldırı ihtimalini öngördüğü ifade ediliyor.
Saldırılar sırasında İran lideri ve üst düzey isimlerin hedef alınması, güvenlik zafiyeti tartışmalarını da beraberinde getirdi. İran tarafında yapılan rutin güvenlik toplantısının hedef alındığı ve bu tercihin bilinçli bir risk değerlendirmesi kapsamında ele alındığı yorumları yapılıyor.
ABD’nin Kademeli Planı Ve Müzakere Tartışması
ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırıların birkaç hafta sürebileceğini dile getirdiği aktarılıyor. Değerlendirmelere göre Washington’un planı, İran’daki askeri unsurları zayıflatmaya yönelik kademeli bir strateji içeriyor. Bu çerçevede özellikle Devrim Muhafızları’nın hedef alındığı belirtiliyor.
Müzakere sürecine ilişkin ise farklı iddialar bulunuyor. ABD’nin Umman aracılığıyla Tahran’a yeniden görüşme çağrısı yaptığı, İran’ın ise mevcut koşullarda masaya dönmeye sıcak bakmadığı öne sürülüyor. İran yönetiminin, önceki ateşkes kararını stratejik bir hata olarak değerlendirdiği yönünde yorumlar paylaşılıyor.
Bölge Ülkeleri Ve Yeni Denge Arayışı
İran’ın ABD üslerinin bulunduğu Körfez ülkelerini hedef alması, bölgedeki dengeleri daha da hassas hale getirdi. Özellikle Suudi Arabistan’ın tutumu dikkatle izleniyor. Bölgedeki gelişmelerin İran-ABD/İsrail hattının ötesine geçerek daha geniş bir jeopolitik rekabete dönüşebileceği ifade ediliyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İran sonrasında bölgedeki diğer aktörlere ilişkin açıklamaları da yeni gerilim alanlarının oluşabileceği yönünde yorumlanıyor. Gazze, Suriye ve Afrika Boynuzu’ndaki rekabetin daha belirgin hale gelebileceği değerlendiriliyor.Türkiye’nin ise diplomatik denge politikası ve NATO içindeki konumunun önemini koruduğu belirtiliyor. Bölgesel koordinasyon ve savunma alanındaki iş birliklerinin artırılmasının gündemde olduğu ifade ediliyor.
