Şeyh Said ismi neden yeniden gündeme geldi? 1925’te yaşanan ayaklanma hangi koşullarda ortaya çıktı? İsyanın hedefi neydi ve hangi talepler dile getirildi? Şeyh Said hangi düşünsel çerçeveyi savundu? Hangi tarikata mensuptu? Yargılama süreci nasıl ilerledi ve idam kararı hangi merci tarafından verildi? Güncel siyasi tartışmalarda bu başlık neden yeniden konuşuluyor? Tüm bu sorular, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kritik bir döneme ilişkin merakı artırdı.
Şeyh Said’i Kim Astı, İsyanının Asıl Amacı Nedir?
Şeyh Said, 1925 yılında Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı gerçekleşen ve literatürde “Şeyh Said İsyanı” olarak anılan ayaklanmanın lideri olarak bilinir. 1865’te Elazığ’ın Palu ilçesinde doğan Şeyh Said, seyyid olduğu kabul edilen bir aileye mensuptur ve bölgedeki medrese çevrelerinde eğitim almıştır.
Palu, Diyarbakır ve Muş hattında dini faaliyetlerde bulunmuş, daha sonra Nakşibendi tarikatı içinde etkin bir konuma gelmiştir. İsyan, 13 Şubat 1925’te başlamış ve Güneydoğu Anadolu’da kısa sürede geniş bir alana yayılmıştır. Dönemin değerlendirmelerinde hareket; Cumhuriyet’in ilanı, laik düzen ve yapılan inkılaplara karşı hilafet ve şeriatın yeniden tesisini savunan bir kalkışma olarak ele alınmıştır.
İsyanın bastırılmasının ardından Şeyh Said, Şark İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmış ve 29 Haziran 1925’te Diyarbakır Dağkapı Meydanı’nda idam edilmiştir. Şeyh Said’in savunduğu çizgi, dini esasların devlet düzeninde belirleyici olması gerektiği yönündedir. Tarikatsal olarak Nakşibendi tarikatının Palevi koluna mensup olduğu, bölgesel dini otoriteye sahip bir figür olarak görüldüğü kaydedilir.
Güncel tartışmalar ise, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Mardin’deki konuşmasına atıfla yaptığı değerlendirmeler sonrasında bu tarihsel başlığın yeniden gündeme gelmesiyle şekillenmiştir.
