6 Ağustos 1945 sabahı, Japonya’nın Hiroşima kenti, tarihin en yıkıcı silahlarından biri olan uranyum bazlı atom bombasıyla vuruldu. ABD’nin “Little Boy” adını verdiği bu silah, yaklaşık 12-15 bin ton TNT’ye eşdeğer patlama gücüyle şehrin büyük bölümünü saniyeler içinde yok etti. Patlama anında yaklaşık 80 bin kişi hayatını kaybetti, sonraki yıllarda radyasyonun etkisiyle ölü sayısı 200 bine ulaştı. Yıkımın boyutu, insan vücudunun ve eşyaların bıraktığı “nükleer gölgeler” ile hafızalara kazındı.
Bu kararın arka planında, İkinci Dünya Savaşı’nın Pasifik Cephesi’ndeki zorlu süreç vardı. Nazi Almanyası’nın teslim olmasının ardından Japonya, savaşmayı sürdürme kararlılığını ilan etmişti. ABD Başkanı Harry S. Truman, Manhattan Projesi kapsamında geliştirilen atom bombasını kullanarak savaşın hızlıca bitmesini hedefledi. 16 Temmuz 1945’te New Mexico’daki ilk nükleer denemenin başarıyla tamamlanmasının ardından, askeri ve siyasi kanatlar bombanın kullanımına onay verdi.
Hiroşima operasyonu, Pasifik’teki Tinian Üssü’nden kalkan B-29 Enola Gay uçağıyla gerçekleştirildi. Uçağın pilotu Albay Paul Tibbets ve mürettebatı, 6 Ağustos sabahı 08.15’te bombayı şehrin merkezine bıraktı. Patlamanın ardından mantar şeklinde yükselen dev bulut, 300 bin santigrat dereceye ulaşan ateş topu ve kilometrelerce yayılan şok dalgalarıyla şehir neredeyse tamamen yok oldu.
Japonya, ilk saldırıya rağmen teslim olmadı. 9 Ağustos’ta Nagazaki’ye atılan ikinci atom bombası, 70 bin kişinin daha hayatına mal oldu. Bu iki saldırının ardından Japon İmparatoru Hirohito, 14 Ağustos 1945’te teslimiyet kararını açıkladı ve II. Dünya Savaşı resmen sona erdi.
80 yıl sonra bile Hiroşima’ya atılan bomba, askeri strateji, etik, insan hakları ve uluslararası hukuk açısından tartışılmaya devam ediyor. Kimileri bu saldırıların savaşı erken bitirerek daha fazla can kaybını önlediğini savunurken, kimileri Japonya’nın zaten teslim olmaya yakın olduğunu ve nükleer silahın kullanılmasının gereksiz olduğunu belirtiyor. Bugün Hiroşima, barışın simgesi haline gelmiş; müzeler, anıtlar ve yıllık törenlerle yaşanan felaketin dersleri gelecek nesillere aktarılmaya devam ediyor.
