İzmir’de son günlerde etkili olan sağanak yağış ve lodosun ardından Alsancak ve Kordon başta olmak üzere birçok noktada yolların ve kaldırımların suyla dolması, kentte altyapı ve kıyı güvenliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Deniz suyunun bazı bölgelerde kaldırımları aşarak iş yerlerinin ve binaların alt katlarına ulaşması dikkat çekerken, uzmanlardan gelen açıklamalar sorunun yalnızca dalga ve deniz taşkınıyla sınırlı olmadığını ortaya koydu. Türkiye Bilimler Akademisi üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, İzmir kıyı hattında yaşanan su baskınlarının temel nedeninin deniz seviyesindeki artıştan çok, kentin zemin kaynaklı çökmesi olduğunu ifade etti. Yaşar, özellikle dolgu alanlar üzerine kurulu bölgelerde bu sürecin daha belirgin olduğunu vurguladı.

İzmir Kıyı Şeridinde Asıl Sorun Çökme

Prof. Dr. Doğan Yaşar, Alsancak Kordon’da taşkınları önlemek amacıyla yerleştirilen beton blokların su baskınlarını engellemediğini belirterek, sorunun kıyıya çarpan dalgalardan ibaret olmadığını söyledi. Kentin dolgu alanları üzerine kurulu olduğuna dikkat çeken Yaşar, Basmane, Çankaya ve Alsancak gibi bölgelerde zeminin zamanla çöktüğünü dile getirdi.

Ocak ayında yağış rekorlarının kırıldığını, şubat ayında da benzer tabloların görülebileceğini ifade eden Yaşar, lodosla birlikte deniz seviyesinin geçici olarak yükseldiğini, ancak asıl meselenin zemindeki düşüş olduğunu kaydetti. Bayraklı ve Buca gibi ilçelerde de su baskınlarının yaşandığını hatırlatan Yaşar, sadece Kordon’un değil birçok bölgenin benzer risklerle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Yaşar, 1990’lı yıllara göre deniz seviyesinin yaklaşık 30 santimetre yükseldiğini, ancak kentin yılda ortalama yarım ile 1 santimetre arasında çöktüğünü ifade etti. Depremlerin bu süreci hızlandırabildiğini belirten Yaşar, çökme nedeniyle bazı altyapı borularının deniz seviyesinin altında kaldığını, bu nedenle yağış ve lodos sırasında suyun rögar kapaklarından yukarı doğru çıktığını aktardı.

Kent genelinde kot yükseltme çalışmalarının yapılması gerektiğini vurgulayan Yaşar, topoğrafyanın yeniden değerlendirilmesi, altyapının ve binaların bilimsel planlamayla kademeli olarak yükseltilmesi gerektiğini söyledi. Sorunun planlama ve bilimsel yöntemlerle çözülebileceğini belirten Yaşar, gerekli adımların zaman kaybetmeden atılması gerektiğini ifade etti.