Yahudi Halkı Politika Enstitüsü tarafından yayımlanan son rapor, İsrail toplumunun güvenlik algısına dair çarpıcı veriler ortaya koydu. Araştırmaya göre İsrail kamuoyu, ülkenin geleceğine yönelik ciddi tehditler bulunduğunu düşünüyor. Raporda İran ilk sırada yer alırken, Türkiye’nin ikinci sıraya yükselmesi dikkat çekti. Bölgedeki gelişmeler, askeri hareketlilik ve diplomatik gerilimler, İsrail toplumundaki tehdit algısının şekillenmesinde belirleyici unsurlar arasında gösterildi.
Raporda, İsrail’de güvenlik kaygısının son dönemde daha belirgin hale geldiği vurgulandı. Özellikle Orta Doğu’daki çatışma ortamı, bölgesel güç dengelerindeki değişim ve iç siyasi tartışmaların bu algıyı etkilediği ifade edildi. Araştırma sonuçları, İsraillilerin yalnızca sınır komşularını değil, bölgesel ölçekte etkili olan ülkeleri de potansiyel risk olarak değerlendirdiğini ortaya koydu.
Güvenlik Endişesi Ve Bölgesel Gelişmeler
JPPI raporunda, İsrail’in güvenlik politikalarının arkasında toplumun geniş kesimlerine yayılan bir tehdit algısının bulunduğu belirtildi. Özellikle İran ile yaşanan doğrudan gerilim, askeri açıklamalar ve karşılıklı restleşmeler kamuoyunun öncelikli gündem maddesi olarak öne çıkıyor. İsrail’in ABD desteğiyle attığı adımların da bölgesel tansiyonu yükselttiği kaydedildi.Raporda, İsrail toplumunun uzun vadeli güvenliğini etkileyebilecek faktörler arasında füze kapasitesi, vekil güçler ve diplomatik ilişkiler gibi başlıkların öne çıktığı aktarıldı. Bu çerçevede İran, açık ara en büyük tehdit olarak değerlendirildi.
Türkiye İkinci Sırada
Araştırma sonuçlarına göre İran’ın ardından Türkiye ikinci sırada yer aldı. Türkiye’nin son yıllarda bölgesel konularda aktif bir dış politika izlemesi ve İsrail ile yaşanan diplomatik gerilimler, kamuoyundaki algının şekillenmesinde etkili oldu.
Listede Türkiye’nin ardından Lübnan, Katar, Suriye, Yemen, Mısır ve Suudi Arabistan sıralandı. Raporda, bu ülkelerin farklı nedenlerle tehdit kategorisinde değerlendirildiği ifade edildi.JPPI’nin yayımladığı çalışma, İsrail toplumundaki güvenlik algısının yalnızca askeri risklerle sınırlı olmadığını, diplomatik ve siyasi gelişmelerin de bu değerlendirmede rol oynadığını ortaya koydu.
