İsrail’in Suriye’ye düzenlediği son hava saldırısı, bölgede yeni bir jeopolitik kırılma ihtimalini yeniden gündeme taşıdı. Türkiye, Suriye'de istikrarın bozulmasına ve ülkenin etnik-mezhepsel temelde parçalanmasına karşı net bir tavır sergilerken, olası senaryolara karşı çok yönlü bir strateji hazırlığı içinde. Ankara, SDG-PKK-YPG unsurlarının silah bırakmaması halinde askeri müdahale dahil tüm seçeneklerin masada olduğunu açıkça vurguluyor.

İsrail’in uzun süredir üzerinde çalıştığı ve bölgede güneyde Dürziler, batıda Nusayriler, kuzeyde Kürt gruplar ve ortada Araplardan oluşan dört parçalı bir Suriye haritasına yönelik iddialar, son saldırılarla birlikte yeniden tartışılmaya başlandı. Bu senaryo, ilk olarak 1969 yılında yayımlanan ve zaman içinde revize edilen bölünme haritalarına dayandırılıyor. Ankara ise bu planlara karşı, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumayı ve sınır güvenliğini sağlamayı stratejik öncelik olarak belirlemiş durumda.

Ankara’nın oluşturduğu stratejik planlama çerçevesinde üç aşamalı bir yaklaşım bulunuyor. Diplomatik girişimlerle başlayan süreçte, SDG-PKK-YPG unsurlarının silah bırakması ve siyasi sürece entegre edilmesi hedefleniyor. Türkiye, bu noktada ABD’nin aktif inisiyatif almasını bekliyor. Washington’ın bu konuda net adımlar atmaması veya süreçten geri durması durumunda, Türkiye’nin bekle-gör politikasını sonlandırarak doğrudan askeri müdahaleye yönelebileceği belirtiliyor.

Türk yetkililer tarafından yapılan değerlendirmelere göre, Suriye’nin kuzeyinde yaşanacak herhangi bir gelişmenin Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkilemesi, askeri müdahale için meşru bir zemin oluşturuyor. Türkiye, diplomatik çözüm ihtimaline kapıyı kapatmasa da, bu sürecin uzun süreli olmasına ve sahadaki realitelere göre yeniden şekillenmesine karşı hazırlıklı davranıyor.

Türkiye’nin Suriye stratejisi şu başlıklar altında öne çıkıyor:

  1. İsrail’in bölünme planlarına karşı bölgesel istikrarın korunması.

  2. Suriye’nin toprak bütünlüğünün Türkiye için kırmızı çizgi kabul edilmesi.

  3. ABD’nin daha aktif ve sonuç alıcı bir diplomasi yürütmesi beklentisi.

  4. Silah bırakma sürecine destek verilmesi.

  5. SDG-PKK-YPG’nin merkezi yönetimle entegrasyonunun sağlanması.

  6. Diplomatik sürecin devam ettirilmesi, ancak sonuç alınamaması halinde alternatif planların hazır tutulması.

  7. Silah bırakılmaması durumunda askeri müdahale seçeneğinin devreye sokulması.

Güvenlik çevrelerine göre, Türkiye’nin bu stratejisi yalnızca sınır ötesi tehditleri bertaraf etmeyi değil, aynı zamanda bölgesel denklemde aktif bir oyuncu olarak rolünü pekiştirmeyi de amaçlıyor.