Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Sıla Akhan, Türkiye'de HIV vakalarının artış gösterdiğini belirtiyor. Dünya genelinde AIDS enfeksiyonu taşıyan hasta sayısında düşüş gözlemlenirken, Türkiye'de ise tam tersi bir trendin olduğunu vurguluyor. Üniversite hastanesinde her hafta yeni HIV vakalarının tespit edildiğini ifade eden Prof. Dr. Akhan, bu vakaların çoğunun tesadüfi şekilde bulunduğunu ekliyor.

HIV Enfeksiyonu ve Tehlikeleri

HIV, vücudun enfeksiyonla savaşan hücrelerine saldırarak CD4 T hücrelerinin yok olmasına neden olur. CD4 T hücre sayısının 200'ün altına düşmesi veya ciddi komplikasyonlarla birlikte hastalık ölümcül AIDS'e dönüşür. Bu durumda hastaların bağışıklık sistemi ciddi şekilde zayıflar ve çeşitli enfeksiyonlara, kansere karşı savunmasız hale gelirler.

Vakalar Tesadüfen Bulunuyor

Prof. Dr. Akhan, polikliniğe her hafta 1 veya 2 yeni HIV taşıyan hasta geldiğini belirtiyor. Ancak, bu hastaların bir kısmının hastalığın başında olduğunu, bir kısmının ise tanının çok geç konulduğunu ifade ediyor. Özellikle, hastaların farklı şikayetlerle farklı bölümlerde bulunması ve HIV enfeksiyonunun tesadüfen tespit edilmesi durumu endişe verici olarak öne çıkıyor.

Salgın sürecinde HIV testi yaptıranların sayısının azaldığını belirten Prof. Dr. Akhan, bunun nedeninin damgalanma ve ayrımcılık korkusu olduğunu vurguluyor. Hastalıktan şüphe duyan kişilerin testten kaçındığını ve bu nedenle tanı alamadığını dile getiriyor. HIV enfeksiyonunun belirtiler göstermeden yıllarca devam edebildiğini ancak immün sistemi zayıflattığını söyleyen Prof. Dr. Akhan, bu durumun "immün yaşlanma" olarak adlandırıldığını ifade ediyor.

Erken Teşhis ve Tedavinin Önemi

HIV, bağışıklık yetmezliğine neden olurken, erken teşhis ve düzenli tedavinin hastaların hayatlarını normal şekilde sürdürmelerini sağladığını belirtiyor. Türkiye'de geçen yılın verilerine göre HIV ile yaşayan 35 bin 807 kişi olduğunu ekliyor. Prof. Dr. Akhan, anonim test merkezlerinin önemine dikkat çekerek, insanların rahatlıkla test yaptırabileceği ortamların oluşturulması gerektiğini vurguluyor.

HIV enfeksiyonuyla mücadelenin önemine vurgu yaparak yazıyı sonlandırmak gerekir. Farkındalığın artırılması, erken teşhis imkanlarının genişletilmesi ve ayrımcılığın önlenmesi için toplumun birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtmek önemlidir. Bu, hem HIV ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini artıracak hem de toplum genelinde sağlıklı bir bilinç oluşturacaktır.